08 Eylül, 2012

Yasladım sırtımı.

Kapındayım. Kalbinin köşesinde beklemekten yoruldum kalktım kapına geldim. Ne oldu? Beni kapıda bekletmekten zevk mi alıyorsun. Açsana artık. Ağaç oldum. O kapının ardındaki her duvarda parmak izlerimiz var. Her santimetre karesinde kokum var. Yastığında kalan saçlarım var. İzlediğimiz filmler duruyordur hala. Daha izleyeceklerimiz var. Birlikte yaptığımız yemeklerin tadı başka oluyordu hani. Daha sana yapacağım yemekler var. Hiç ayak basılmamış yerlere gidip mutlu olmayı becerebiliyorduk biz. Sebepsiz yere gülebiliyorduk mesela. Durup dururken ağlıyorum sanıyordun sen. Senin yanındayken ki mutluluğum hep devam edecek sanıyordun. Geçiciydi. Sadece senin yanında tam anlamıyla gülüyordum. Mutluydum ben. Geçmesinden korkuyordum. Üstümüzden bir rüzgarın geçmesinden. Aşkın bizden gitmesinden. Seni kaybetmekten. O an geçiciydi. Geçicekti dakikalar sonra. Sen ve ben her an geçmişte kalabilirdik. Bundan korkuyordum. Sarılamıyordum boynuna. Yoksa sana çok değer verdiğimi anlayıp davranışlarını değiştirecektin. Aynı anda sızıp kaldığımız koltugu hatırladın mı? Birlikte uyuyacagımız saatler var daha. Kucagına alıp gezdireceğin koridorlar var. Birlikte sığamayıp eğileceğimiz kapılar var. Bana açman gereken bir kapı var. Bekliyorum. Zil çalıyor. Duymuyor musun? İçeriyi dinliyorum. Ses gelmiyor. Evde mi değilsin yoksa. Ama bugün cumartesi. Sen hep evdesindir. Bu saatlerde benimsindir. Tamam biz ''biz'' olamasakta hala, geldim bak aç kapıyı. Söyleyeceğim iki çift laf var. Seni sevmeyi özlemişim diyeceğim mesela. Kendimi tutamayıp boynuna atlarım en fazla. Ağzının payını vermeliyim sana. İçeride misin duymuyor musun ne. Ağaç oldum beklemekten. Bu günü, bu anı erteleyemem. Ertelesemde içimden geçenleri yüzüne söyleyemem. Cesaretim var bugün aşka anlasana.
Tamam bende beklerim öyleyse. Al bak oturdum mermere. Yasladım sırtımı kapıya. Yasladım sırtımı hayallere, geçmişimize, anılara. Açmanı bekliyorum hala. Asansörün kapısı açılıyor. Sen mi geldin yoksa. Yüzümdeki mutluluğu ben bile görememiştim daha önce. Bir kadın geliyor. Elinde çantası. Tanıyamıyorum ama olduğum yere doğru yürüyor. Bana doğru. Anılarımıza doğru. Buyrun? diyor.
-Eve bakmak için mi gelmiştiniz?
Anlayamıyorum o an. Ev? Ne evi. Geçmişimin üstüne kitlediğin o kapıda 3 saat beklediğim ev mi?
-Anlamadım? diyebiliyorum sakince. Sakinim çünkü kafam durmuş. Düşünemiyorum.
-Henüz cama ilanı asmadık ama internetten görmüş olmalısınız, evi gezmek istemez misiniz?
Elindeki ruloya baka kalıyorum. Anılarımızı satmak için asacağı o kağıt elinde işte. Hafif buruşuk.Gözlerimle konuşuyorum adeta. Ağlasam anlamaz. Konuşsam anlatamam.
-Burda oturanlar?
-Onlar gitti. Uzun süre oldu ama nedense satmaya yeni karar verdiler. Alıcısıda çıkmadı zaten.
Onlar gitti diyor. Taşındılar desene be kadın. Gitti deme bana. Gitmekten nefret ederim ben. Benden gidilmesindende nefret ederim. Uzun süre olamaz. Birkaç gün önce bu kapıyı beraber açıp giriyorduk gibi geliyor bana. Ama sen. Gitmişsin sevgilim? Hiç birşey dememişsin? Ben hangi rüyamda seninle sevişirken terkettin burayı. Ne ara? Alıcısıda çıkmamış daha. Asmasın şu lanet kağıdı o cama. Satma anılarımızı. Bak kimse bizim gibi yaşatamayacak bu dört duvarda aşkımızı. Geri dönme şansın var hala.
-Evi gezmek istemiyorsanız ayrıntılara int.. İyi misiniz?
İyi miyim sence? Sen o kitlediğin kapının ardına neler sakladığını biliyor musun ki.
-İyiyim.
O kapıyı kapamasanda olur. Boş duvarlar tanıyor beni hala. Onlarla vedalaşayım bari. Kapatma o kapıyı kapatma işte.
-İyi günler.
İyi geçicek günlerim emin ol. Şimdi tekrar oturdum mermere sevgilim. Yine yasladım sırtımı kapıya. Bu defa içerde satılık bir aşk var. Aşkımız satışa geldi sevgilim. Sen sattın. Ben alıyorum. Benimle birlikte büyütmeye götürüyorum. Ağlayacağım zamanlar var daha. Özleyeceğim zamanlar verdin giderken bana. Güle güle git sevgilim. Aşkımız duvarsız bir evde yaşamaya devam ediyor.

                               Bayan Sobe

2 yorum: